
14 Kasım 2007 Çarşamba
Çanakkale Çanakkale Gelibolu Mevlevihanesi
Gelibolu Hamzakoy’da bulunan Gelibolu Mevlevihanesi, Mevlevihaneler arasında en büyük alana yayılmış olduğu kadar, en büyük semahaneye de sahip olanıdır. Günümüze bu mevlevihanenin semahane-türbe binası ile iki taç kapısı gelebilmiştir. Mevlevihanenin banisi ve ilk postnişini Yeniçeri Ağalarından Kara Hasan Ağa’nın oğlu Azade Mehmet Hakiki Dede’dir. Sakıb Dede’den öğrenildiğine göre gençliğinde Azade bütün malını kardeşi Asaf Ağa’ya bağışlamış ve dünya ile bağlantısını keserek Konya Mevlâna Dergahı’nda I.Bostan Çelebi’nin müridi olmuştur. Burada uzun süre hizmet ettikten sonra hilafet almış ve Gelibolu’ya dönmüştür.Gelibolu’daki Âhi Dede Zaviyesinde mesnevi dersleri vermiş, öğrencilerinin sayısının artması üzerine Asaf Ağa’nın geri verdiği malları ve dostlarının yardımı ile bu zaviyenin yanına bir Mevlevihane yaptırmıştır. Bu mevlevihanede ölümüne kadar (1653) postnişinlik yapmıştır. Kerametleri ile ünlü Azade Mehmet Dede ile ilgili ilginç bir söylenti bulunmaktadır: Kaptan-ı Derya Ohrili Hüseyin Paşa Akdeniz seferinden dönerken Gelibolu’ya uğramış, ancak Gelibolu Mevlevihanesi Şeyhi Azade Mehmet Dede’yi ziyaret etmeyi unutmuştur. Ohrili Hüseyin Paşa Gelibolu’dan İstanbul’a yola çıkar çıkmaz şiddetli bir fırtınaya tutulmuş ve geri dönmek zorunda kalmıştır. Deniz sakinleşince yeniden yola çıkmış, fırtına yeniden başlamıştır. Ohrili Hüseyin Paşa bu olayı bir gönül kırıklığına bağlamış “galiba Gelibolu erenlerinden birini ziyaret etmeyi unuttuk” diyerek sorup, soruşturmuş ve Azade Mehmet Dede Efendi’yi ziyaret etmediğini öğrenmiştir. Bunun üzerine Azade Mehmet Dede’ye giderek kusurunun bağışlanmasını istemiştir. Azade Mehmet Dede de donanmanın yola koyulması ve devam etmesi için dua etmiştir. Bunun ardından da donanmanın bir daha fırtınaya tutulmayacağını söylemiş, sadaret mührü ile payelendirilip, saraya damat olacağını Hüseyin paşa’ya müjdelemiştir. Ohrili Hüseyin Paşa İstanbul’a dönüşünden kısa bir süre sonra Güzelce Ali Paşa’nın ölümü üzerine sadrazamlığa getirilmiş, sonra da damatlığa layık görülmüştür. Ohrili Hüseyin Paşa bunları Azade Mehmet Dede’nin kerametine bağlamış ve bir şükran borcu olarak da İstanbul’da Beşiktaş Mevlevihanesini yaptırmıştır. Bundan sonra Azade Mehmet Dede’ye rica ederek bir süre Beşiktaş Mevlevihanesi’nde şeyhlik yapmasını istemiştir. Azade Mehmet Dede bu isteği kırmamış, Gelibolu ve Beşiktaş Mevlevihanelerinin ortak meşihatını üstlenmiştir. Bu durum Ohrili Hüseyin Paşa’nın yeniçerilerin II.Osman’a karşı yaptıkları ayaklanma sırasında öldürülmesine kadar sürmüştür. Bu olaydan sonra İstanbul ile Gelibolu arasında kendi yelkenlisi ile sürüp giden seyahatlerine son vererek Gelibolu Mevlevihanesi’ndeki postnişinliğini sürdürmüştür. Gelibolu Mevlevihanesi’nin vakfiyesi bulunamadığından mevlevihanenin ne zaman kurulduğu hakkında kesin bir tarih verilememektedir. Ancak Ohrili Hüseyin paşa’nın 1621 tarihinde Sadrazam oluşundan önceki bir tarihte kurulduğu sanılmaktadır. Sultan II.Mustafa döneminde Lapseki’deki Bayramdere arazisinin gelirleri buraya tahsis edilmiştir. Sultan III.Mustafa zamanındaki 1766 depreminde Mevlevihane büyük hasar görmüş ve 5833.5 kuruş harcanarak onarılmıştır. O zamanki kayıtlardan mevlevihanenin köfeki taşından minareli, kiremit çatılı iki katlı semahanesinin olduğu öğrenilmektedir. Ayrıca semahanenin yanında kadınlar mahfili, divanhanesi, ocaklı köşkü, abdest alma yerleri, derviş hücreleri, şeyhin haremi, kütüphanesi de bulunuyordu. Mevlevihane Sultan III.Selim zamanında 1805’te Kalyoncuzade Mustafa Efendi tarafından 8974 kuruş harcanarak yeniden tamir edilmiş ve Lapseki’nin Güreci Karyesi vakıf olarak verilmiştir. Sultan Abdülmecid de Çamhas ve Çeltikçi tımarlarını buraya vakfettikten sonra 47.430 kuruş harcayarak eski yapıları genişleterek yeniden yaptırmış ve doğu yönündeki kapısı üzerine de 1840 tarihli kitabesini koydurmuştur. Mevlevihane 1850-1851 yıllarında 95.390 kuruş sarfedilerek yeniden onarılmış ve batıdaki taç kapısı önüne bunu belirten bir kitabe yerleştirilmiştir. Sultan II.Abdülhamid 1899-1900 yıllarında semahane-türbeyi yenilemiş ve bunu belirten kitabeyi de semahane kapısına koydurmuştur. Mevlevihane 1908 yılında yeniden onarılmıştır. Mevlevihane uzun süre askeri bölge içerisinde kalmıştır. Yıkılan mescidinin müştemilatının yerine askeri bir hastane yapılmıştır. 19080’den önceki yıllarda mevlevihanenin cephesi ve çatısı onarılmış, güney cephesi kesme taşla kaplanmıştır. Bundan sonra 1994’te Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından satın alınarak onarılmıştır. Mevlevihane’nin eski durumu XX.yüzyılın başlarında çekilmiş resimlerden anlaşılmaktadır. Oldukça geniş bir avlu içerisindeki mevlevihanenin kuzeyinde kesme taştan kiremit örtülü semahane-türbe binası, onun güneyinde hamuşan (dedeler mezarlığı) bulunuyordu. Hamuşanın doğusundaki taç kapıdan mescit, derviş hücreleri, selamlık ve harem dairesine geçiliyordu. Semahane-türbe 28.6x35.00 ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, diğer bölümlerden ayrılmıştır. Bu mevlevihane Yenikapı ve Bahariye mevlevihanelerinin plan düzenine benzemektedir. İç mekan birbirlerine kemerlerle bağlanmış 15 sütunun taşıdığı sekiz bağdadi kubbeden oluşuyordu. Bu kubbelerin dışında kalan bölümler ahşap bir tavanla örtülmüştür. İçerisi iki sıra halinde 44 pencere ile aydınlatılmıştır. Semahanenin doğusunda bulunan korinth başlıklı altı sütunun taşıdığı 9.50 m. ölçüsünde bir kubbe ile örtülü türbe bulunmaktadır. Türbe 13.50x26.00 m. ölçüsünde olup, güney yönündeki talik yazılı bir kapıdan girilmektedir. Türbede Azade Mehmet Dede’nin sandukası bulunmaktadır. Gelibolu Mevlevihanesi Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce onarılarak 2005’te ziyarete açılmıştır.
Kenthaber Kültür Kurulu
Fotoğraflar, www.semazen.net ve www.gelibolumevlevihanesi.com adreslerinden alınmıştır.
Gelibolu Hamzakoy’da bulunan Gelibolu Mevlevihanesi, Mevlevihaneler arasında en büyük alana yayılmış olduğu kadar, en büyük semahaneye de sahip olanıdır. Günümüze bu mevlevihanenin semahane-türbe binası ile iki taç kapısı gelebilmiştir. Mevlevihanenin banisi ve ilk postnişini Yeniçeri Ağalarından Kara Hasan Ağa’nın oğlu Azade Mehmet Hakiki Dede’dir. Sakıb Dede’den öğrenildiğine göre gençliğinde Azade bütün malını kardeşi Asaf Ağa’ya bağışlamış ve dünya ile bağlantısını keserek Konya Mevlâna Dergahı’nda I.Bostan Çelebi’nin müridi olmuştur. Burada uzun süre hizmet ettikten sonra hilafet almış ve Gelibolu’ya dönmüştür.Gelibolu’daki Âhi Dede Zaviyesinde mesnevi dersleri vermiş, öğrencilerinin sayısının artması üzerine Asaf Ağa’nın geri verdiği malları ve dostlarının yardımı ile bu zaviyenin yanına bir Mevlevihane yaptırmıştır. Bu mevlevihanede ölümüne kadar (1653) postnişinlik yapmıştır. Kerametleri ile ünlü Azade Mehmet Dede ile ilgili ilginç bir söylenti bulunmaktadır: Kaptan-ı Derya Ohrili Hüseyin Paşa Akdeniz seferinden dönerken Gelibolu’ya uğramış, ancak Gelibolu Mevlevihanesi Şeyhi Azade Mehmet Dede’yi ziyaret etmeyi unutmuştur. Ohrili Hüseyin Paşa Gelibolu’dan İstanbul’a yola çıkar çıkmaz şiddetli bir fırtınaya tutulmuş ve geri dönmek zorunda kalmıştır. Deniz sakinleşince yeniden yola çıkmış, fırtına yeniden başlamıştır. Ohrili Hüseyin Paşa bu olayı bir gönül kırıklığına bağlamış “galiba Gelibolu erenlerinden birini ziyaret etmeyi unuttuk” diyerek sorup, soruşturmuş ve Azade Mehmet Dede Efendi’yi ziyaret etmediğini öğrenmiştir. Bunun üzerine Azade Mehmet Dede’ye giderek kusurunun bağışlanmasını istemiştir. Azade Mehmet Dede de donanmanın yola koyulması ve devam etmesi için dua etmiştir. Bunun ardından da donanmanın bir daha fırtınaya tutulmayacağını söylemiş, sadaret mührü ile payelendirilip, saraya damat olacağını Hüseyin paşa’ya müjdelemiştir. Ohrili Hüseyin Paşa İstanbul’a dönüşünden kısa bir süre sonra Güzelce Ali Paşa’nın ölümü üzerine sadrazamlığa getirilmiş, sonra da damatlığa layık görülmüştür. Ohrili Hüseyin Paşa bunları Azade Mehmet Dede’nin kerametine bağlamış ve bir şükran borcu olarak da İstanbul’da Beşiktaş Mevlevihanesini yaptırmıştır. Bundan sonra Azade Mehmet Dede’ye rica ederek bir süre Beşiktaş Mevlevihanesi’nde şeyhlik yapmasını istemiştir. Azade Mehmet Dede bu isteği kırmamış, Gelibolu ve Beşiktaş Mevlevihanelerinin ortak meşihatını üstlenmiştir. Bu durum Ohrili Hüseyin Paşa’nın yeniçerilerin II.Osman’a karşı yaptıkları ayaklanma sırasında öldürülmesine kadar sürmüştür. Bu olaydan sonra İstanbul ile Gelibolu arasında kendi yelkenlisi ile sürüp giden seyahatlerine son vererek Gelibolu Mevlevihanesi’ndeki postnişinliğini sürdürmüştür. Gelibolu Mevlevihanesi’nin vakfiyesi bulunamadığından mevlevihanenin ne zaman kurulduğu hakkında kesin bir tarih verilememektedir. Ancak Ohrili Hüseyin paşa’nın 1621 tarihinde Sadrazam oluşundan önceki bir tarihte kurulduğu sanılmaktadır. Sultan II.Mustafa döneminde Lapseki’deki Bayramdere arazisinin gelirleri buraya tahsis edilmiştir. Sultan III.Mustafa zamanındaki 1766 depreminde Mevlevihane büyük hasar görmüş ve 5833.5 kuruş harcanarak onarılmıştır. O zamanki kayıtlardan mevlevihanenin köfeki taşından minareli, kiremit çatılı iki katlı semahanesinin olduğu öğrenilmektedir. Ayrıca semahanenin yanında kadınlar mahfili, divanhanesi, ocaklı köşkü, abdest alma yerleri, derviş hücreleri, şeyhin haremi, kütüphanesi de bulunuyordu. Mevlevihane Sultan III.Selim zamanında 1805’te Kalyoncuzade Mustafa Efendi tarafından 8974 kuruş harcanarak yeniden tamir edilmiş ve Lapseki’nin Güreci Karyesi vakıf olarak verilmiştir. Sultan Abdülmecid de Çamhas ve Çeltikçi tımarlarını buraya vakfettikten sonra 47.430 kuruş harcayarak eski yapıları genişleterek yeniden yaptırmış ve doğu yönündeki kapısı üzerine de 1840 tarihli kitabesini koydurmuştur. Mevlevihane 1850-1851 yıllarında 95.390 kuruş sarfedilerek yeniden onarılmış ve batıdaki taç kapısı önüne bunu belirten bir kitabe yerleştirilmiştir. Sultan II.Abdülhamid 1899-1900 yıllarında semahane-türbeyi yenilemiş ve bunu belirten kitabeyi de semahane kapısına koydurmuştur. Mevlevihane 1908 yılında yeniden onarılmıştır. Mevlevihane uzun süre askeri bölge içerisinde kalmıştır. Yıkılan mescidinin müştemilatının yerine askeri bir hastane yapılmıştır. 19080’den önceki yıllarda mevlevihanenin cephesi ve çatısı onarılmış, güney cephesi kesme taşla kaplanmıştır. Bundan sonra 1994’te Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından satın alınarak onarılmıştır. Mevlevihane’nin eski durumu XX.yüzyılın başlarında çekilmiş resimlerden anlaşılmaktadır. Oldukça geniş bir avlu içerisindeki mevlevihanenin kuzeyinde kesme taştan kiremit örtülü semahane-türbe binası, onun güneyinde hamuşan (dedeler mezarlığı) bulunuyordu. Hamuşanın doğusundaki taç kapıdan mescit, derviş hücreleri, selamlık ve harem dairesine geçiliyordu. Semahane-türbe 28.6x35.00 ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, diğer bölümlerden ayrılmıştır. Bu mevlevihane Yenikapı ve Bahariye mevlevihanelerinin plan düzenine benzemektedir. İç mekan birbirlerine kemerlerle bağlanmış 15 sütunun taşıdığı sekiz bağdadi kubbeden oluşuyordu. Bu kubbelerin dışında kalan bölümler ahşap bir tavanla örtülmüştür. İçerisi iki sıra halinde 44 pencere ile aydınlatılmıştır. Semahanenin doğusunda bulunan korinth başlıklı altı sütunun taşıdığı 9.50 m. ölçüsünde bir kubbe ile örtülü türbe bulunmaktadır. Türbe 13.50x26.00 m. ölçüsünde olup, güney yönündeki talik yazılı bir kapıdan girilmektedir. Türbede Azade Mehmet Dede’nin sandukası bulunmaktadır. Gelibolu Mevlevihanesi Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce onarılarak 2005’te ziyarete açılmıştır.
Kenthaber Kültür Kurulu
Fotoğraflar, www.semazen.net ve www.gelibolumevlevihanesi.com adreslerinden alınmıştır.
10 Kasım 2007 Cumartesi
3 Kasım 2007 Cumartesi
GELİBOLU'NUN TARİHÇESİ
İyi, güzel ve şirin anlamına gelen Gallipolis adıyla anılan Gelibolu, tarihte ilk kez Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 12. yüzyılda parçalanmasından sonra , Frigler ve onları izleyen Lidyalılar’ın araya geçişleri sırasında önem kazanmıştır. Sırasıyla Persler’in, Spartalılar’ın, Makedonyalılar’ın Bergamalılar’ın, Romalılar’ın, Hun İmparatorluğu’nun ve Bizanslıların yönetiminde kalan Gelibolu, 1354 yılında Gazi Süleyman paşa tarafından fethedildi. 1366 yılında yeniden Bizans’ın eline geçen Gelibolu, Osmanlı Padişahı 1. Murat tarafından 1367 yılında ikinci kez Osmanlı topraklarına katıldı. Türbeler şehri olarak da anılan Gelibolu’da çok sayıda cami, türbe,kale ve tarihi hamam bulunmaktadır. Gelibolu kalesi, Namık Kemal’in Mezarı, Süleyman Paşa türbesi, Bigalı ve Nara Kaleleri, Uiu Camii, Azepler Namazgahı, Yazıcıoğlu Camii, Sofca Halil Mescidi, kasaboğlu Ali Bey Hamamı, Saruca Paşa Hamamı önemli yerleri arasındadır.
Antik ismi Khersonesos olan Gelibolu Yarımadası, Çanakkale Boğazı ile Saros Körfezi arasında, güneye doğru genişleyerek uzanır.Türkiye'nin kuzey batısında yer alan yarımada, aynı zamanda Avrupa kıtasının güney-doğusundaki son kara parçasıdır.Kuzey'de dar (5 km) Bolayır kıstağı ile Trakya'ya bağlanır. Bir fay ile sınırlanmış yüksek ve düz batı kıyılarından doğuya, boğaza doğru alçalan, vadilerle yarılmış sırtlardan oluşan yüzey şekilleri jeolojik yapıya uymuştur.Yarımadanın batı yakasını kuvvetle meyillenmiş eosen ve oligosen flişleri, doğu yarısını hafif dalgalı miyosen ve pliyosen çökelleri kaplar.Gelibolu ilçesi, aynı isme sahip yarımadanın kuzey-doğu kıyısında, Çanakkale Boğazı'nın Marmara Denizi'ne açıldığı noktada yer alır.İklim:Trakya ve Ege iklim bölgeleri arasındadır. Kuzey'de bulunan Korudağı, sert Trakya iklimininin etkilerini hafifletmektedir. Çanakkale Boğazı kıyısında bulunması münasebetiyle yılın dört ayı sürekli hava akımlarının etkisinde kalmaktadır. Bu nedenle ilkbahar mevsiminin süresi kısadır. Yağışlar, sonbaharda etkili olurken, ilkbaharda bir ölçü daha azdır. Kışın en belirgin özelliği kuzeyden gelen sert Poyraz rüzgârıdır. Yaz ve sonbahar aylarında bölgede Akdeniz iklimi hüküm sürer. Sonbaharlar genellikle ılıktır.Dağlar:Tekirdağ'dan uzanan Ganos Dağı'nın bir kolu Marmara kıyılarını izleyerek Mürefte üzerinden Çanakkale Boğazı boyunca Seddülbahir'e kadar uzanır. Diğer bir kolu da Kadıköy bucağının arkasından ve Bayramiç Köyü'nün sırtlarından Meriç yönüne doğru uzanır. Bir çok yerinde 200 - 400 metre yüksekliklerde değişen engebeler, Gelibolu Keşan arasında 725 metreyi bulur. Bu yükselti Korudağ adını alır ve ilçenin en yüksek yeridir.
Ovalar:İlçe, dar bir yarımadanın uzantısında bulunduğu ve hafif engebeli araziden oluştuğu için önemli ovalara sahip değildir.Evreşe, Karainbeyli, Sütlüce ve Ilgardere gibi küçük ovaları mevcuttur. Akarsular ve Göller:İlçede önemli göl ve akarsu yoktur. Bir kaç büyük çay ve dere vardır. Kavak Çayı:
İlçenin en uzun akarsuyudur. Çokal köyü yakınından geçerek, Kuzeyden gelen bir kolla birleşir ve Saroz Körfezi'ne boşalır. Uzunluğu 50 kilometredir. Ilgar Deresi:
Eşikçi Dağı'ndan kaynaklanarak Üveyik Dağı ve Pazarlı Köyü arasından geçerek Bakacak Tepe yakınlarında Çanakkale Boğazı'na dökülür. Çokalcı Deresi:
Münip Beş Çiftliği'nden ve Kaynarca'dan geçerek Çanakkale Boğazı'na dökülür. Üç Köprüler Deresi:
Çokalca Deresi olarak da bilinen dere, Eceabat yöresinde Üçköprüler mevkiinden denize dökülür. Yazları pis ve durgundur..Bitki Örtüsü:İlçede bitki örtüsü çam ve zeytin ağaçlarından oluşur. Korudağ'daki çam ormanları en önemli yeşillik alanı oluşturur. Eceabat yönüne gidildikçe kıyı kesimlerinin zeytin ağaçlarıyla kaplandığı görülür. Pazarlıköy sırtlarında önemli sayılabilecek oranda çam alanı mevcuttur. Tayfur ve Karainbeyli köyleri arasında ise meşe fundalıklarına rastlanır.
İyi, güzel ve şirin anlamına gelen Gallipolis adıyla anılan Gelibolu, tarihte ilk kez Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 12. yüzyılda parçalanmasından sonra , Frigler ve onları izleyen Lidyalılar’ın araya geçişleri sırasında önem kazanmıştır. Sırasıyla Persler’in, Spartalılar’ın, Makedonyalılar’ın Bergamalılar’ın, Romalılar’ın, Hun İmparatorluğu’nun ve Bizanslıların yönetiminde kalan Gelibolu, 1354 yılında Gazi Süleyman paşa tarafından fethedildi. 1366 yılında yeniden Bizans’ın eline geçen Gelibolu, Osmanlı Padişahı 1. Murat tarafından 1367 yılında ikinci kez Osmanlı topraklarına katıldı. Türbeler şehri olarak da anılan Gelibolu’da çok sayıda cami, türbe,kale ve tarihi hamam bulunmaktadır. Gelibolu kalesi, Namık Kemal’in Mezarı, Süleyman Paşa türbesi, Bigalı ve Nara Kaleleri, Uiu Camii, Azepler Namazgahı, Yazıcıoğlu Camii, Sofca Halil Mescidi, kasaboğlu Ali Bey Hamamı, Saruca Paşa Hamamı önemli yerleri arasındadır.
Antik ismi Khersonesos olan Gelibolu Yarımadası, Çanakkale Boğazı ile Saros Körfezi arasında, güneye doğru genişleyerek uzanır.Türkiye'nin kuzey batısında yer alan yarımada, aynı zamanda Avrupa kıtasının güney-doğusundaki son kara parçasıdır.Kuzey'de dar (5 km) Bolayır kıstağı ile Trakya'ya bağlanır. Bir fay ile sınırlanmış yüksek ve düz batı kıyılarından doğuya, boğaza doğru alçalan, vadilerle yarılmış sırtlardan oluşan yüzey şekilleri jeolojik yapıya uymuştur.Yarımadanın batı yakasını kuvvetle meyillenmiş eosen ve oligosen flişleri, doğu yarısını hafif dalgalı miyosen ve pliyosen çökelleri kaplar.Gelibolu ilçesi, aynı isme sahip yarımadanın kuzey-doğu kıyısında, Çanakkale Boğazı'nın Marmara Denizi'ne açıldığı noktada yer alır.İklim:Trakya ve Ege iklim bölgeleri arasındadır. Kuzey'de bulunan Korudağı, sert Trakya iklimininin etkilerini hafifletmektedir. Çanakkale Boğazı kıyısında bulunması münasebetiyle yılın dört ayı sürekli hava akımlarının etkisinde kalmaktadır. Bu nedenle ilkbahar mevsiminin süresi kısadır. Yağışlar, sonbaharda etkili olurken, ilkbaharda bir ölçü daha azdır. Kışın en belirgin özelliği kuzeyden gelen sert Poyraz rüzgârıdır. Yaz ve sonbahar aylarında bölgede Akdeniz iklimi hüküm sürer. Sonbaharlar genellikle ılıktır.Dağlar:Tekirdağ'dan uzanan Ganos Dağı'nın bir kolu Marmara kıyılarını izleyerek Mürefte üzerinden Çanakkale Boğazı boyunca Seddülbahir'e kadar uzanır. Diğer bir kolu da Kadıköy bucağının arkasından ve Bayramiç Köyü'nün sırtlarından Meriç yönüne doğru uzanır. Bir çok yerinde 200 - 400 metre yüksekliklerde değişen engebeler, Gelibolu Keşan arasında 725 metreyi bulur. Bu yükselti Korudağ adını alır ve ilçenin en yüksek yeridir.
Ovalar:İlçe, dar bir yarımadanın uzantısında bulunduğu ve hafif engebeli araziden oluştuğu için önemli ovalara sahip değildir.Evreşe, Karainbeyli, Sütlüce ve Ilgardere gibi küçük ovaları mevcuttur. Akarsular ve Göller:İlçede önemli göl ve akarsu yoktur. Bir kaç büyük çay ve dere vardır. Kavak Çayı:
İlçenin en uzun akarsuyudur. Çokal köyü yakınından geçerek, Kuzeyden gelen bir kolla birleşir ve Saroz Körfezi'ne boşalır. Uzunluğu 50 kilometredir. Ilgar Deresi:
Eşikçi Dağı'ndan kaynaklanarak Üveyik Dağı ve Pazarlı Köyü arasından geçerek Bakacak Tepe yakınlarında Çanakkale Boğazı'na dökülür. Çokalcı Deresi:
Münip Beş Çiftliği'nden ve Kaynarca'dan geçerek Çanakkale Boğazı'na dökülür. Üç Köprüler Deresi:
Çokalca Deresi olarak da bilinen dere, Eceabat yöresinde Üçköprüler mevkiinden denize dökülür. Yazları pis ve durgundur..Bitki Örtüsü:İlçede bitki örtüsü çam ve zeytin ağaçlarından oluşur. Korudağ'daki çam ormanları en önemli yeşillik alanı oluşturur. Eceabat yönüne gidildikçe kıyı kesimlerinin zeytin ağaçlarıyla kaplandığı görülür. Pazarlıköy sırtlarında önemli sayılabilecek oranda çam alanı mevcuttur. Tayfur ve Karainbeyli köyleri arasında ise meşe fundalıklarına rastlanır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

