
24 Aralık 2007 Pazartesi
Çanakkale, Çanakkale ili'nin merkez ilçesidir. İlçe merkezinde nüfus 80,000 dolaylarında olup köy ve beldeler ile nüfus 104,000'i bulmaktadır. İstanbul gibi boğaza sahip olmasına rağmen nüfusu oldukça azdır. Marmara'nın en küçük il merkezi nüfusunu barındıran ildir.
Konu başlıkları[gizle]
1 Tarihçe
2 Kültür
3 Turizm
4 Foto Galerisi
5 Dış bağlantılar
//
Tarihçe [değiştir]
Antik çağdan kalan Troya kalıntıları il sınırları içerisindedir. Karesioğulları ile Türkleşmeye başlayan yöre; daha sonra Osmanlı'ya katılmıştır. Osmanlılar Trakya'ya Çanakkale üzerinden geçmişlerdir.
İlin eski merkezi aslında Biga olup, Cumhuriyet döneminde, kazanılmış olan başarılardan dolayı ilin ismi ve merkezi Çanakkale olarak değiştirilmiştir. İlin isminin kökeni ise yörede çok gelişmiş olan çanak - çömlek zanaatinden gelir. Şehrin iki simgesi hâline gelen Kale-i Sultaniye ile çanakçılık özdeşleşince de şehir Çanakkale olarak adlandırılmaya başlanmıştır.
Kültür [değiştir]
Çanakkale, binyıllar boyunca farklı toplumların egemenliğinde kalmış, gerek mimarisinde gerek yaşamda onlardan izler taşımaktadır. 70'li yıllardan itibaren ile yapılmaya başlayan ticarî yatırımlarla ildeki geleneksel toplum yapısı yerini hızla modernize olmuştur. Ticarî yatırımlarla ile ulaşım kolaylaşmış ve şehrin görünümünün değişmesi böylece başlamıştır. Bugün Çanakkale Türkiye'nin en modern çevrelerindendir. Geniş kaldırımları, temiz caddeleri, bakımlı binaları ile örnek bir şehirdir. Henüz altyapısı tam oturmamışsa da kültürel anlamda Çanakkale ili Türkiye'de önde gelen çevrelerdenidr. Toplumda çekirdek aile yaygındır. Toplum, Türkmenler, Pomaklar, Yörükler, Bulgaristan göçmenleri ve az sayıda Kumuk Türkleri ve Çerkez ile Boşnak'tan oluşur. Boşnak ve Yörükler genelde tarım ile uğraşırlar. Fakat halk etnik yapıya göre ayrılmamış birlik içinde yaşamaktadır. Fakat her toplum kendi kültürel yapısını korur. İl ve ilçe merkezlerinde büyük ölçüde modern giyim örnekleri benimsenmiştir. Kırsal kesimden gelen bayanlar, beyaz Yemenî adı verilen eşarp ve şalvar ile siyah naylonumsu kumaştan pardesü giyerler, kırsal kesim erkeklerinde ise baskın giyim türü, pantolon, ceket ve kaskettir. Yörede erkeklerin şalvar giydiği pek görülmez. Yöre mutfağı ise birbirinden lezzetli tatlara sahiptir. Çanakkale mutfağını anlatacak kilit sözcükler; şarap, zeytin, sardalya, peynir helvası ve keşkektir. Adalar bağcılık ve şarapçılık konusunda başı çekmektedir.
Turizm [değiştir]
Çanakkale ve diğer ilçeler tarihî ve doğal güzellikler bakımından oldukça zengin olmasına rağmen, bölge olması gerekenden oldukça az turist çekmektedir. Turizme fazla yatırım yapılmamaktadır. İl merkezinin çevresinde bulunan yerlerin hemen hemen heryeri SİT alanı ilân edilmiştir. Çanakkale'nin büyüyememesinin asıl sebeplerinden biri de budur. Birçok alan yerleşime kapalıdır.
Konu başlıkları[gizle]
1 Tarihçe
2 Kültür
3 Turizm
4 Foto Galerisi
5 Dış bağlantılar
//
Tarihçe [değiştir]
Antik çağdan kalan Troya kalıntıları il sınırları içerisindedir. Karesioğulları ile Türkleşmeye başlayan yöre; daha sonra Osmanlı'ya katılmıştır. Osmanlılar Trakya'ya Çanakkale üzerinden geçmişlerdir.
İlin eski merkezi aslında Biga olup, Cumhuriyet döneminde, kazanılmış olan başarılardan dolayı ilin ismi ve merkezi Çanakkale olarak değiştirilmiştir. İlin isminin kökeni ise yörede çok gelişmiş olan çanak - çömlek zanaatinden gelir. Şehrin iki simgesi hâline gelen Kale-i Sultaniye ile çanakçılık özdeşleşince de şehir Çanakkale olarak adlandırılmaya başlanmıştır.
Kültür [değiştir]
Çanakkale, binyıllar boyunca farklı toplumların egemenliğinde kalmış, gerek mimarisinde gerek yaşamda onlardan izler taşımaktadır. 70'li yıllardan itibaren ile yapılmaya başlayan ticarî yatırımlarla ildeki geleneksel toplum yapısı yerini hızla modernize olmuştur. Ticarî yatırımlarla ile ulaşım kolaylaşmış ve şehrin görünümünün değişmesi böylece başlamıştır. Bugün Çanakkale Türkiye'nin en modern çevrelerindendir. Geniş kaldırımları, temiz caddeleri, bakımlı binaları ile örnek bir şehirdir. Henüz altyapısı tam oturmamışsa da kültürel anlamda Çanakkale ili Türkiye'de önde gelen çevrelerdenidr. Toplumda çekirdek aile yaygındır. Toplum, Türkmenler, Pomaklar, Yörükler, Bulgaristan göçmenleri ve az sayıda Kumuk Türkleri ve Çerkez ile Boşnak'tan oluşur. Boşnak ve Yörükler genelde tarım ile uğraşırlar. Fakat halk etnik yapıya göre ayrılmamış birlik içinde yaşamaktadır. Fakat her toplum kendi kültürel yapısını korur. İl ve ilçe merkezlerinde büyük ölçüde modern giyim örnekleri benimsenmiştir. Kırsal kesimden gelen bayanlar, beyaz Yemenî adı verilen eşarp ve şalvar ile siyah naylonumsu kumaştan pardesü giyerler, kırsal kesim erkeklerinde ise baskın giyim türü, pantolon, ceket ve kaskettir. Yörede erkeklerin şalvar giydiği pek görülmez. Yöre mutfağı ise birbirinden lezzetli tatlara sahiptir. Çanakkale mutfağını anlatacak kilit sözcükler; şarap, zeytin, sardalya, peynir helvası ve keşkektir. Adalar bağcılık ve şarapçılık konusunda başı çekmektedir.
Turizm [değiştir]
Çanakkale ve diğer ilçeler tarihî ve doğal güzellikler bakımından oldukça zengin olmasına rağmen, bölge olması gerekenden oldukça az turist çekmektedir. Turizme fazla yatırım yapılmamaktadır. İl merkezinin çevresinde bulunan yerlerin hemen hemen heryeri SİT alanı ilân edilmiştir. Çanakkale'nin büyüyememesinin asıl sebeplerinden biri de budur. Birçok alan yerleşime kapalıdır.
20 Aralık 2007 Perşembe
16 Aralık 2007 Pazar
12 Aralık 2007 Çarşamba
Kilitbahir Kalesi
Çanakkale Boğazı’nın tam karşısında muhteşem Kilitbahir Kalesi yer alır. Çanakkale’deki Çimenlik Kalesi gibi Kilitbahir Kalesi de, 1452’de Fatih Sultan II. Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Bu iki kale, Fatih’in o zaman kuşattığı İstanbul’a yardım etmek için Avrupa’dan gelen donanmalara karşı Boğaz’ı savunmuştur.
Kilitbahir’in güneyindeki yolda, Rumeli Hamidiye Tabyası ve büyük ve haşmetli Namazgah Tabyası gibi çok sayıda topraktan yapılmış tabyalar ve beton cephanelikler vardır. Bunlar 1890’larda inşa edilmiş ve 1915’te yabancı donanmaların boğazdan geçişini önlemek için kale, sur ve maden ocaklarını da içine alan savunma sistemine ilave edilmiştir. Burada konuşlandırılan ağır top çoktan gitmiş olmasına rağmen top mevzileri hala bellidir ve insan hala, 18 Mart 1915 günü, Müttefik donanmasının saldırısı sırasında topların devamlı ateş etmesini sağlamak için top mermilerinin yukarıdaki cephanelikten taşındığını hayalinde canlandırabiliyor.
Namazgah Tabyası’nın biraz güneyinde, 18 Mart’taki Müttefik savaş gemileri kale ve tabyaları bombalarken burada verilen mücadeleyi hatırlatan bir şey vardır. Buraya 1992 yılında dikilen, Edremit Havran’lı Onbaşı Seyit’in denize bakan bronz bir heykeli vardır. Bu heykelde, belden yukarısı çıplak olan Seyit, kollarında 275 kilogramlık bir top mermisini Rumeli Mecidiye Tabya’sındaki top bataryasına taşıyor. Oduncu Seyit, köyünde muazzam kuvveti ile meşhurmuş ve her iki kolunun altında birer kütük taşıyıp ortalıkta dolaşabiliyormuş. 18 Mart günü, Seyit’in bataryasındaki dümen donanımı bozulduğundan, kendisi mermileri taşıyıp, topa sürmüş. Heykelde gösterilen ve Seyit’in kendisinin topa taşıyıp ateşlediği mermi, büyük olasılıkla bataryanın elinde kalan son mermiyi temsil eder. İnanıldığına göre, bu mermi, Britanya savaş gemisi HMS Ocean’a isabet edip, batırdı ancak gerçekte bu savaş gemisini tahrip eden, Yüzbaşı Hakkı Bey’in Nusret’inin mayınlarından biri olabilir. Anlatılanlar değişmekle beraber, kesin olan, Onbaşı Seyit’in heykelinin, Şubat ve Mart 1915’te Müttefik savaş gemilerinin sayısız bombardımanı karşısında dimdik ayakta duran Türk topçularının anısına dikildiğidir. Avustralyalı gazeteci Les Carlyon, bu araziyi renkli bir şekilde şöyle tarif eder:
Kilitbahir’in güneyindeki yolda, Rumeli Hamidiye Tabyası ve büyük ve haşmetli Namazgah Tabyası gibi çok sayıda topraktan yapılmış tabyalar ve beton cephanelikler vardır. Bunlar 1890’larda inşa edilmiş ve 1915’te yabancı donanmaların boğazdan geçişini önlemek için kale, sur ve maden ocaklarını da içine alan savunma sistemine ilave edilmiştir. Burada konuşlandırılan ağır top çoktan gitmiş olmasına rağmen top mevzileri hala bellidir ve insan hala, 18 Mart 1915 günü, Müttefik donanmasının saldırısı sırasında topların devamlı ateş etmesini sağlamak için top mermilerinin yukarıdaki cephanelikten taşındığını hayalinde canlandırabiliyor.
Namazgah Tabyası’nın biraz güneyinde, 18 Mart’taki Müttefik savaş gemileri kale ve tabyaları bombalarken burada verilen mücadeleyi hatırlatan bir şey vardır. Buraya 1992 yılında dikilen, Edremit Havran’lı Onbaşı Seyit’in denize bakan bronz bir heykeli vardır. Bu heykelde, belden yukarısı çıplak olan Seyit, kollarında 275 kilogramlık bir top mermisini Rumeli Mecidiye Tabya’sındaki top bataryasına taşıyor. Oduncu Seyit, köyünde muazzam kuvveti ile meşhurmuş ve her iki kolunun altında birer kütük taşıyıp ortalıkta dolaşabiliyormuş. 18 Mart günü, Seyit’in bataryasındaki dümen donanımı bozulduğundan, kendisi mermileri taşıyıp, topa sürmüş. Heykelde gösterilen ve Seyit’in kendisinin topa taşıyıp ateşlediği mermi, büyük olasılıkla bataryanın elinde kalan son mermiyi temsil eder. İnanıldığına göre, bu mermi, Britanya savaş gemisi HMS Ocean’a isabet edip, batırdı ancak gerçekte bu savaş gemisini tahrip eden, Yüzbaşı Hakkı Bey’in Nusret’inin mayınlarından biri olabilir. Anlatılanlar değişmekle beraber, kesin olan, Onbaşı Seyit’in heykelinin, Şubat ve Mart 1915’te Müttefik savaş gemilerinin sayısız bombardımanı karşısında dimdik ayakta duran Türk topçularının anısına dikildiğidir. Avustralyalı gazeteci Les Carlyon, bu araziyi renkli bir şekilde şöyle tarif eder:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








