BİR DİLEK TUT

13 Kasım 2009 Cuma

GELİBOLU MEVLEVİHANESİ VE MEVLEVİHANEDEDÜZENLENEN SEMA GÖSTERİLRİNDEN BİRKAÇ KARE...

















13 Şubat 2009 Cuma

YAPTIĞIM TAKILARDAN BIRKAÇ ÖRNEK












28 Ekim 2008 Salı



14 Ekim 2008 Salı





07 Ekim 2008 Salı




29 Eylül 2008 Pazartesi

NICE MUTLU BAYRAMLARA

26 Eylül 2008 Cuma

KADİR GECENİZ MÜBAREK OLSUN


20 Eylül 2008 Cumartesi

Ekşili Köfte


Malzemeler:
1 çorba kaşığı tepeleme un
1 adet yumurta sarısı
5-6 su bardağı soğuk su
tuz
1 tatlı kaşığı nane
4-5 çorba kaşığı sıvı yağ
1 patates
1 havuç
yarım limon

Köftesi için:
1 adet yumurta
200 gr kıyma
1 neskafe fincanı pirinç
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber
Yapılışı:
Köftelik malzemeleri bir kaba koyup güzelce yoğurun ve fındık büyüklüğünde köfteler yapın.
Tencerenin içine 6 su bardağı soğuk suyu katın.
Kaynamaya başlayınca köfteleri.küp küp doğranmış patatesleri ve dilimlenmiş havuçları yavaşça içine ilave edin.
Terbiyesi içinde ayrı bir kabın içinde yarım limon ve yumurta sarısını çırpın. Yavaş yavaş içine köftelerin içinde kaynamakta olduğu sudan 1-2 kepçe kadarını karıştırarak ilave edin.( eğer hızlı ilave ederseniz içindeki yumurta pişer ve topaklaşır.) Bu karışımı tencerenin içine boşaltın.
10-15 dakika kadar bu şekilde kısık ateşte ara ara karıştırarak pişirin.
Afiyet Olsun...

01 Eylül 2008 Pazartesi


08 Ağustos 2008 Cuma

GELİBOLOLU'DAN BIRKAÇ KARE











05 Haziran 2008 Perşembe

ÇANAKKALE' MDEN BİRKAÇ KARE









24 Nisan 2008 Perşembe

25 NİSAN ANZAK GÜNÜ

Dünya savaş tarihinde özel bir yeri olan Çanakkale Zaferi, vatanı uğruna kanını, canını tereddüt etmeden feda etmeye hazır evlatlara sahip bir milletin, sonsuza kadar şerefle yaşayacağının katını olarak anıtlaştı.
Bu destansı savaşta, Türk'ün gücünü ve vatan sevgisini tüm dünyaya kanıtlayan Mehmetçik, İngilizler'e destek amacıyla Birinci Dünya Savaşı'na katılan Anzaklar'ın hafızalarında da derin izler bıraktı.
Savaş sırasında yaralı askerlerini, Türk siperine yakın ve açık bir araziden geçirerek taşımak zorunda kalan Anzaklar, Türk siperlerinden hiçbir müdahaleye ve atışa maruz kalmadı. Siperlerden başını çıkararak Anzaklar'ı izleyen Mehmetçik'in bu davranışı, savaş sırasında gösterilen tam bir insanlık örneğiydi.
Bir dönem Türkiye'nin Avustralya Büyükelçiliği görevinde bulunan Baha Vefa Karatay'ın, Çanakkale Savaşları'na katılan Anzaklar'ın anılarını anlattıkları mektuplardan yola çıkarak yazdığı ''Mehmetçik ve Anzaklar'' adlı kitabından derlenen bilgiye göre, Gelibolu Yarımadası'nda 93 yıl önce 14. Sahra Hastanesinde er olarak görev yapan E.H. Darby, önce düşman, sonra dost olduğu ülkenin kahramanları Mehmetçiklerle ilgili düşüncelerini, ''Türk askerleri yalnızca dünyanın en cesur, en iyi savaşçıları değil, aynı zamanda en centilmen askerleridir'' sözleriyle dile getirdi.
Savaş başladığında henüz 17 yaşında olan, ancak askere alınmak için yaşını 21 olarak büyüten Darby, mektubunda, görev yaptığı hastanenin yakınına yanlışlıkla düşen üç mermi için Türk komutanlığının açıklama yaparak, özür dilediğini ifade etti.
Çanakkale Savaşları'na Yeni Zelanda 28. Topçu Taburunda katılan Üsteğmen George D. Shawe da savaştan 44 yıl sonra geldiği Gelibolu Yarımadası'nda, çarpışmalarda kıl payı kurtulduğu mevziyi bir kez daha görebilme arzusuyla gerçekleştirdiği gezisinde, farklı duygular içindeydi.
''Türk askeri, Gelibolu'daki kahramanlığını Kore Savaşları'nda, Birleşmiş Milletler kuvvetleri içindeki mümtaz durumlarıyla yine göstermişlerdir'' diyen Shawe, Gelibolu ziyaretinde Mehmetçikler'in torunlarının, kendisinin Avustralyalı bir Anzak olduğunu öğrendiklerinde gösterdikleri yakınlık ve konukseverliğin, hayatı boyunca unutamayacağı derin izler bıraktığını belirtti.
MEHMETÇİKLE EL ELE VEREN ANZAK ASKERİ
1 Mayıs 1915'te 1. Avustralya Tümeninin 2. taburuna takviye için gönderilen askerler arasında yer alan çavuş L.H. Barlett ise bu savaştan belki en duygusal şekilde ayrılan askerlerden biriydi.
Barlet, Mehmetçik'in 19 Mayıs günü başlattığı büyük taarruzda, Türkler'in gösterdikleri cesareti ve ''Ya zafer ya ölüm'' yönündeki inancını takdirle izlediklerini ifade etti.
Bu savaştan 5 gün sonra, taraflar arasında yapılan 9 saatlik ateşkeste ölülerin gömülmesine çalışıldığı sırada, Mehmetçik ile temas etme imkanı bulduklarını ve onlara samimi bir şekilde ''Coni Türk'' diye hitap ettiklerini anlatan Barlet, 6 Ağustos tarihinde Anzaklar'ın yaptığı taarruzda bacağından yaralandı.
Yaralı bir subayın çantasında bulduğu elektrik fenerinin ışığında yarasını sarmaya çalışan Barlet, yanına gelen kendisi gibi bacağından yaralı Türk askeriyle birlikte el ele vererek bulabildikleri sargılarla diğer yaralıların yaralarını sardılar, kurumuş dudaklarına mataralarda kalan suları damlattılar.
Barlet ve Mehmetçik, savaşlarda düşman tarafların askerleri arasında az rastlanabilecek bir centilmenlikle el sıkışarak ayrıldılar.

Ülkelerinden binlerce kilometre yol katederek, 93 yıl önce atalarının savaştığı toprakları görmek için Gelibolu Yarımadası'na gelen Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar, yarımadadaki anıt ve mezarları ziyaret ediyor. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'ndaki Şehitler Abidesi, Anzak Koyu, Tek Çam Anıtı (Lone Pine), 57. Alay Anıtı ve Conk Bayırı'nda 24-25 Nisanda düzenlenecek anma törenleri öncesinde yarımadaya gelen iki ülkenin vatandaşları, atalarının, "Mert" olarak nitelendirdikleri Türk askerleriyle tanıştıkları toprakları gezerken duygulu anlar yaşıyorlar.
Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar, tarihi yarımadada kanlı savaşların yaşandığı çıkarma alanlarını ve siperleri profesyonel rehberler eşliğinde gezip, Çanakkale Savaşları tarihini de öğreniyorlar.
Anzakların en yoğun ilgi gösterdiği yerler arasında ise Tek Çam, Yeni Zelanda Anıtı ve Anzak Koyu bulunuyor.
Turistler, fotoğraf makinesi ve kameralarla, savaşların yaşandığı yerlerde atalarının mezarlarını görüntüleyip, ülkelerindeki yakınlarına anı olarak götürüyor.
Atatürk'ün sözü Anzakları duygulandırıyor
Gelibolu Yarımadası'ndaki savaştan 19 yıl sonra, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türkiye'ye işgal için gönderilip, can vererek bedenleri bu topraklarda kalan askerler için söylediği, "Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın topraklarındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır" sözleri Avustralyalı ve Yeni Zelandalıların torunlarını duygulandırıyor.
Birinci Dünya Savaşı'nda, İngilizlere destek vermek amacıyla oluşturulan birliklere Anzak (Anzac) adı verilmişti. Anzac, Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu anlamına gelen (Avustralia and New Zeland Army Corps) kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen bir kısaltma





















16 Nisan 2008 Çarşamba


KUTLU DOĞUM HAFTASI



Asırlardır Müslümanlar, Yüce Yaratıcının son mesajını insanlara duyurmak, öğretmek ve mesajın içerdiği konularda insanlara örneklik etmekle görevlendirilen Hz. Peygamber’in hayatını araştırmaya ve öğrenmeye büyük önem vermişler, bu amaçla O’nun doğumunu, miracını ve irtihalini anlatan şiirler, naatlar, mersiyeler kaleme almışlar ve ciltler dolusu kitaplar yazmışlardır.
1989 yılına kadar ülkemizde Hz. Peygamber’in doğumu, Kameri Takvime göre Rebi’ül Evvel ayının 12. gecesinde camilerde mevlit, Cuma günü de hutbe okunarak ve vaazlarda konu halkımıza anlatılarak Mevlid Kandili adı altında kutlanmıştır.
Yüce dinimiz İslam’ın inanç, ibadet ve ahlak prensipleri konusunda halkımızı doğru/sahih bilgilendirmeyi, manevi ve ahlaki değerlere bağlılığı arttırmayı amaçlayan Diyanet İşleri Başkanlığı, Kutlu Doğum haftası kutlamalarında; bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak, milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi gaye edinerek; Hz. Peygamber’i bütün yönleriyle daha iyi tanımayı, tanıtmayı, anlayıp anlatmayı, insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı çağrıyı güncelleştirilerek hayatımıza yansıtmayı, güzel ahlakını davranışlarımızın mihveri ve rehberi yapmayı, toplumda peygamber sevgisini yaymayı, birlik, beraberlik, kardeşlik, sevgi, saygı ve yardımlaşma duygusunu güçlendirmeyi, bu vesile ile toplumu din konusunda aydınlatmayı, İslam'ın mesajını, Peygamber’imizi merkeze alarak, yediden yetmişe toplumun her kesimine bilimsel ve anlaşılabilir bir üslup ile ulaştırmayı hedef olarak belirlemiştir
Hazret-i Peygamber’i ve O’nun insanlığa takdim ettiği değerleri, İslam’ın aydınlık bilgisini/mesajını doğru ve sahih bilgiler ışığında, seçkin, güvenilir ve alanında ehil şahsiyetlerin katkılarıyla vatandaşlarımıza daha etkili ve yaygın bir şekilde anlatmak/tanıtmak amacıyla, ilk defa Başkanlık ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1989 yılında Kameri Takvim, 1994 yılından itibaren de, Peygamberimizin Miladi doğum günü olan 20 Nisan tarihi esas alınarak Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri yapılmaya başlanmıştır. Bu çerçevede bütün il ve ilçelerde değişik konularda panel ve konferanslar düzenlenmiş, 1994 yılından itibaren de hafta içerisinde sempozyum düzenlenmeye başlamıştır.
Bu haftanın önceki yıllarda 20-26, 16-22 Nisan gibi tarihlerde yapılmasının, Milli Bayramımız olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na alternatif kutlama olarak gösterilmesi gibi hiç de doğru olmayan bazı değerlendirmelere yol açması veya böyle algılanmayı besleyen bazı tedahüllerin bulunduğunun görülmesi üzerine, Başkanlığımızca etkinliklerin il ve ilçelerde mülki amirlerin onayı dahilinde, müftülerin başkanlık ettiği komitelerin yönetiminde ve Başkanlığın ilgili genelgelerine uygun olarak 14-20 Nisan tarihleri arasında yapılması ve bu tarihlerin dışına taşınmaması karar altına alınmıştır.

18 Mart 2008 Salı

18 Mart Çanakkale

Bulutlar sarmıştı her yanı,
Kapkara bir geceydi,
Yağmur,bardaktan boşalırcasına,
Sağnak gibi yağıyordu,
Yedi düvelin gemilerinden yükselen,
Top,tüfek sesleri,
Her yanı inletiyordu,
Mustafa Kemalin askerleri,
Aslanlar gibi dövüşüyordu,
Ve Çanakkale kahramanca,
Düşmana selam veriyordu,
Kükrüyordu tepeden,
Mustafa Kemal, Vatanıma ayak basacaksa düşman,
Yaşamanın ne gereği var,
En son nefer ölünceye kadar,
Dövüşeceksiniz aslanlar,
Görecek bütün dünya,
Ne aslanlar doğururmuş,
Emineler,Hatçeler,Ayşeler,Fatmalar.

Ali Osman Yılmaz

24 Şubat 2008 Pazar

GELİBOLU'NUN KUSBAKIŞI GÖRÜNTÜLERİ....


23 Şubat 2008 Cumartesi




14 Şubat 2008 Perşembe

Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun.........


02 Şubat 2008 Cumartesi

Gelibolu'da bulunan Dumlupınar anıtı......


Bolayır'da bulunan Namık Kemal mezarı


16 Ocak 2008 Çarşamba

2004 yılı yapımı Truva filminde kullanılan TRUVA atı



13 Ocak 2008 Pazar


02 Ocak 2008 Çarşamba

GELİBOLU MEVLEVİHANESİ


GELİBOLU MEVLEVİHANESİ


24 Aralık 2007 Pazartesi

ÇANAKKALE' MDEN BİRKAÇ FOTOĞRAF




Çanakkale, Çanakkale ili'nin merkez ilçesidir. İlçe merkezinde nüfus 80,000 dolaylarında olup köy ve beldeler ile nüfus 104,000'i bulmaktadır. İstanbul gibi boğaza sahip olmasına rağmen nüfusu oldukça azdır. Marmara'nın en küçük il merkezi nüfusunu barındıran ildir.
Konu başlıkları[gizle]
1 Tarihçe
2 Kültür
3 Turizm
4 Foto Galerisi
5 Dış bağlantılar
//

Tarihçe [değiştir]
Antik çağdan kalan Troya kalıntıları il sınırları içerisindedir. Karesioğulları ile Türkleşmeye başlayan yöre; daha sonra Osmanlı'ya katılmıştır. Osmanlılar Trakya'ya Çanakkale üzerinden geçmişlerdir.
İlin eski merkezi aslında Biga olup, Cumhuriyet döneminde, kazanılmış olan başarılardan dolayı ilin ismi ve merkezi Çanakkale olarak değiştirilmiştir. İlin isminin kökeni ise yörede çok gelişmiş olan çanak - çömlek zanaatinden gelir. Şehrin iki simgesi hâline gelen Kale-i Sultaniye ile çanakçılık özdeşleşince de şehir Çanakkale olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

Kültür [değiştir]
Çanakkale, binyıllar boyunca farklı toplumların egemenliğinde kalmış, gerek mimarisinde gerek yaşamda onlardan izler taşımaktadır. 70'li yıllardan itibaren ile yapılmaya başlayan ticarî yatırımlarla ildeki geleneksel toplum yapısı yerini hızla modernize olmuştur. Ticarî yatırımlarla ile ulaşım kolaylaşmış ve şehrin görünümünün değişmesi böylece başlamıştır. Bugün Çanakkale Türkiye'nin en modern çevrelerindendir. Geniş kaldırımları, temiz caddeleri, bakımlı binaları ile örnek bir şehirdir. Henüz altyapısı tam oturmamışsa da kültürel anlamda Çanakkale ili Türkiye'de önde gelen çevrelerdenidr. Toplumda çekirdek aile yaygındır. Toplum, Türkmenler, Pomaklar, Yörükler, Bulgaristan göçmenleri ve az sayıda Kumuk Türkleri ve Çerkez ile Boşnak'tan oluşur. Boşnak ve Yörükler genelde tarım ile uğraşırlar. Fakat halk etnik yapıya göre ayrılmamış birlik içinde yaşamaktadır. Fakat her toplum kendi kültürel yapısını korur. İl ve ilçe merkezlerinde büyük ölçüde modern giyim örnekleri benimsenmiştir. Kırsal kesimden gelen bayanlar, beyaz Yemenî adı verilen eşarp ve şalvar ile siyah naylonumsu kumaştan pardesü giyerler, kırsal kesim erkeklerinde ise baskın giyim türü, pantolon, ceket ve kaskettir. Yörede erkeklerin şalvar giydiği pek görülmez. Yöre mutfağı ise birbirinden lezzetli tatlara sahiptir. Çanakkale mutfağını anlatacak kilit sözcükler; şarap, zeytin, sardalya, peynir helvası ve keşkektir. Adalar bağcılık ve şarapçılık konusunda başı çekmektedir.

Turizm [değiştir]
Çanakkale ve diğer ilçeler tarihî ve doğal güzellikler bakımından oldukça zengin olmasına rağmen, bölge olması gerekenden oldukça az turist çekmektedir. Turizme fazla yatırım yapılmamaktadır. İl merkezinin çevresinde bulunan yerlerin hemen hemen heryeri SİT alanı ilân edilmiştir. Çanakkale'nin büyüyememesinin asıl sebeplerinden biri de budur. Birçok alan yerleşime kapalıdır.

20 Aralık 2007 Perşembe

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU VE MUTLU OLSUN!!!!


16 Aralık 2007 Pazar

Memleketim Gelibolu'dan manzaralar





12 Aralık 2007 Çarşamba

Kilitbahir Kalesi


Kilitbahir Kalesi

Çanakkale Boğazı’nın tam karşısında muhteşem Kilitbahir Kalesi yer alır. Çanakkale’deki Çimenlik Kalesi gibi Kilitbahir Kalesi de, 1452’de Fatih Sultan II. Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Bu iki kale, Fatih’in o zaman kuşattığı İstanbul’a yardım etmek için Avrupa’dan gelen donanmalara karşı Boğaz’ı savunmuştur.
Kilitbahir’in güneyindeki yolda, Rumeli Hamidiye Tabyası ve büyük ve haşmetli Namazgah Tabyası gibi çok sayıda topraktan yapılmış tabyalar ve beton cephanelikler vardır. Bunlar 1890’larda inşa edilmiş ve 1915’te yabancı donanmaların boğazdan geçişini önlemek için kale, sur ve maden ocaklarını da içine alan savunma sistemine ilave edilmiştir. Burada konuşlandırılan ağır top çoktan gitmiş olmasına rağmen top mevzileri hala bellidir ve insan hala, 18 Mart 1915 günü, Müttefik donanmasının saldırısı sırasında topların devamlı ateş etmesini sağlamak için top mermilerinin yukarıdaki cephanelikten taşındığını hayalinde canlandırabiliyor.
Namazgah Tabyası’nın biraz güneyinde, 18 Mart’taki Müttefik savaş gemileri kale ve tabyaları bombalarken burada verilen mücadeleyi hatırlatan bir şey vardır. Buraya 1992 yılında dikilen, Edremit Havran’lı Onbaşı Seyit’in denize bakan bronz bir heykeli vardır. Bu heykelde, belden yukarısı çıplak olan Seyit, kollarında 275 kilogramlık bir top mermisini Rumeli Mecidiye Tabya’sındaki top bataryasına taşıyor. Oduncu Seyit, köyünde muazzam kuvveti ile meşhurmuş ve her iki kolunun altında birer kütük taşıyıp ortalıkta dolaşabiliyormuş. 18 Mart günü, Seyit’in bataryasındaki dümen donanımı bozulduğundan, kendisi mermileri taşıyıp, topa sürmüş. Heykelde gösterilen ve Seyit’in kendisinin topa taşıyıp ateşlediği mermi, büyük olasılıkla bataryanın elinde kalan son mermiyi temsil eder. İnanıldığına göre, bu mermi, Britanya savaş gemisi HMS Ocean’a isabet edip, batırdı ancak gerçekte bu savaş gemisini tahrip eden, Yüzbaşı Hakkı Bey’in Nusret’inin mayınlarından biri olabilir. Anlatılanlar değişmekle beraber, kesin olan, Onbaşı Seyit’in heykelinin, Şubat ve Mart 1915’te Müttefik savaş gemilerinin sayısız bombardımanı karşısında dimdik ayakta duran Türk topçularının anısına dikildiğidir. Avustralyalı gazeteci Les Carlyon, bu araziyi renkli bir şekilde şöyle tarif eder:

Çanakkale Kilitbahir Kalesi


14 Kasım 2007 Çarşamba







Çanakkale Çanakkale Gelibolu Mevlevihanesi
Gelibolu Hamzakoy’da bulunan Gelibolu Mevlevihanesi, Mevlevihaneler arasında en büyük alana yayılmış olduğu kadar, en büyük semahaneye de sahip olanıdır. Günümüze bu mevlevihanenin semahane-türbe binası ile iki taç kapısı gelebilmiştir. Mevlevihanenin banisi ve ilk postnişini Yeniçeri Ağalarından Kara Hasan Ağa’nın oğlu Azade Mehmet Hakiki Dede’dir. Sakıb Dede’den öğrenildiğine göre gençliğinde Azade bütün malını kardeşi Asaf Ağa’ya bağışlamış ve dünya ile bağlantısını keserek Konya Mevlâna Dergahı’nda I.Bostan Çelebi’nin müridi olmuştur. Burada uzun süre hizmet ettikten sonra hilafet almış ve Gelibolu’ya dönmüştür.Gelibolu’daki Âhi Dede Zaviyesinde mesnevi dersleri vermiş, öğrencilerinin sayısının artması üzerine Asaf Ağa’nın geri verdiği malları ve dostlarının yardımı ile bu zaviyenin yanına bir Mevlevihane yaptırmıştır. Bu mevlevihanede ölümüne kadar (1653) postnişinlik yapmıştır. Kerametleri ile ünlü Azade Mehmet Dede ile ilgili ilginç bir söylenti bulunmaktadır: Kaptan-ı Derya Ohrili Hüseyin Paşa Akdeniz seferinden dönerken Gelibolu’ya uğramış, ancak Gelibolu Mevlevihanesi Şeyhi Azade Mehmet Dede’yi ziyaret etmeyi unutmuştur. Ohrili Hüseyin Paşa Gelibolu’dan İstanbul’a yola çıkar çıkmaz şiddetli bir fırtınaya tutulmuş ve geri dönmek zorunda kalmıştır. Deniz sakinleşince yeniden yola çıkmış, fırtına yeniden başlamıştır. Ohrili Hüseyin Paşa bu olayı bir gönül kırıklığına bağlamış “galiba Gelibolu erenlerinden birini ziyaret etmeyi unuttuk” diyerek sorup, soruşturmuş ve Azade Mehmet Dede Efendi’yi ziyaret etmediğini öğrenmiştir. Bunun üzerine Azade Mehmet Dede’ye giderek kusurunun bağışlanmasını istemiştir. Azade Mehmet Dede de donanmanın yola koyulması ve devam etmesi için dua etmiştir. Bunun ardından da donanmanın bir daha fırtınaya tutulmayacağını söylemiş, sadaret mührü ile payelendirilip, saraya damat olacağını Hüseyin paşa’ya müjdelemiştir. Ohrili Hüseyin Paşa İstanbul’a dönüşünden kısa bir süre sonra Güzelce Ali Paşa’nın ölümü üzerine sadrazamlığa getirilmiş, sonra da damatlığa layık görülmüştür. Ohrili Hüseyin Paşa bunları Azade Mehmet Dede’nin kerametine bağlamış ve bir şükran borcu olarak da İstanbul’da Beşiktaş Mevlevihanesini yaptırmıştır. Bundan sonra Azade Mehmet Dede’ye rica ederek bir süre Beşiktaş Mevlevihanesi’nde şeyhlik yapmasını istemiştir. Azade Mehmet Dede bu isteği kırmamış, Gelibolu ve Beşiktaş Mevlevihanelerinin ortak meşihatını üstlenmiştir. Bu durum Ohrili Hüseyin Paşa’nın yeniçerilerin II.Osman’a karşı yaptıkları ayaklanma sırasında öldürülmesine kadar sürmüştür. Bu olaydan sonra İstanbul ile Gelibolu arasında kendi yelkenlisi ile sürüp giden seyahatlerine son vererek Gelibolu Mevlevihanesi’ndeki postnişinliğini sürdürmüştür. Gelibolu Mevlevihanesi’nin vakfiyesi bulunamadığından mevlevihanenin ne zaman kurulduğu hakkında kesin bir tarih verilememektedir. Ancak Ohrili Hüseyin paşa’nın 1621 tarihinde Sadrazam oluşundan önceki bir tarihte kurulduğu sanılmaktadır. Sultan II.Mustafa döneminde Lapseki’deki Bayramdere arazisinin gelirleri buraya tahsis edilmiştir. Sultan III.Mustafa zamanındaki 1766 depreminde Mevlevihane büyük hasar görmüş ve 5833.5 kuruş harcanarak onarılmıştır. O zamanki kayıtlardan mevlevihanenin köfeki taşından minareli, kiremit çatılı iki katlı semahanesinin olduğu öğrenilmektedir. Ayrıca semahanenin yanında kadınlar mahfili, divanhanesi, ocaklı köşkü, abdest alma yerleri, derviş hücreleri, şeyhin haremi, kütüphanesi de bulunuyordu. Mevlevihane Sultan III.Selim zamanında 1805’te Kalyoncuzade Mustafa Efendi tarafından 8974 kuruş harcanarak yeniden tamir edilmiş ve Lapseki’nin Güreci Karyesi vakıf olarak verilmiştir. Sultan Abdülmecid de Çamhas ve Çeltikçi tımarlarını buraya vakfettikten sonra 47.430 kuruş harcayarak eski yapıları genişleterek yeniden yaptırmış ve doğu yönündeki kapısı üzerine de 1840 tarihli kitabesini koydurmuştur. Mevlevihane 1850-1851 yıllarında 95.390 kuruş sarfedilerek yeniden onarılmış ve batıdaki taç kapısı önüne bunu belirten bir kitabe yerleştirilmiştir. Sultan II.Abdülhamid 1899-1900 yıllarında semahane-türbeyi yenilemiş ve bunu belirten kitabeyi de semahane kapısına koydurmuştur. Mevlevihane 1908 yılında yeniden onarılmıştır. Mevlevihane uzun süre askeri bölge içerisinde kalmıştır. Yıkılan mescidinin müştemilatının yerine askeri bir hastane yapılmıştır. 19080’den önceki yıllarda mevlevihanenin cephesi ve çatısı onarılmış, güney cephesi kesme taşla kaplanmıştır. Bundan sonra 1994’te Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından satın alınarak onarılmıştır. Mevlevihane’nin eski durumu XX.yüzyılın başlarında çekilmiş resimlerden anlaşılmaktadır. Oldukça geniş bir avlu içerisindeki mevlevihanenin kuzeyinde kesme taştan kiremit örtülü semahane-türbe binası, onun güneyinde hamuşan (dedeler mezarlığı) bulunuyordu. Hamuşanın doğusundaki taç kapıdan mescit, derviş hücreleri, selamlık ve harem dairesine geçiliyordu. Semahane-türbe 28.6x35.00 ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, diğer bölümlerden ayrılmıştır. Bu mevlevihane Yenikapı ve Bahariye mevlevihanelerinin plan düzenine benzemektedir. İç mekan birbirlerine kemerlerle bağlanmış 15 sütunun taşıdığı sekiz bağdadi kubbeden oluşuyordu. Bu kubbelerin dışında kalan bölümler ahşap bir tavanla örtülmüştür. İçerisi iki sıra halinde 44 pencere ile aydınlatılmıştır. Semahanenin doğusunda bulunan korinth başlıklı altı sütunun taşıdığı 9.50 m. ölçüsünde bir kubbe ile örtülü türbe bulunmaktadır. Türbe 13.50x26.00 m. ölçüsünde olup, güney yönündeki talik yazılı bir kapıdan girilmektedir. Türbede Azade Mehmet Dede’nin sandukası bulunmaktadır. Gelibolu Mevlevihanesi Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce onarılarak 2005’te ziyarete açılmıştır.
Kenthaber Kültür Kurulu
Fotoğraflar, www.semazen.net ve www.gelibolumevlevihanesi.com adreslerinden alınmıştır.